KAŞ’TA DENİZİN ALTINDAN ENDİŞE VEREN GÖRÜNTÜLER

Antalya’nın Kaş ilçesindeki Halk Plajı’nda kaydedilen su altı görüntüleri, Akdeniz’deki plastik kirliliğini yeniden gündeme taşıdı.

18 Eki 2026 - 11:37 YAYINLANMA
KAŞ’TA DENİZİN ALTINDAN ENDİŞE VEREN GÖRÜNTÜLER

Denizde yüzen insanların çevresinde görülen plastik parçacıklar ve çeşitli atıklar dikkat çekerken, eski Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, yağışlarla denize taşınan plastik ve mikroplastiklerin hem deniz ekosistemi hem de turizm açısından risk oluşturduğunu belirtti.

Akdeniz kıyılarında çevre kirliliğine ilişkin endişeler sürerken, Kaş Halk Plajı’nda çekilen görüntüler denizlerdeki atık sorununu bir kez daha gözler önüne serdi. Su altından kaydedilen görüntülerde, su yüzeyinin hemen altında küçük parçacıkların ve daha büyük plastik atıkların bulunduğu görüldü. Denizde yüzen kişilerin bu atıkların arasında bulunması, kirliliğin boyutu ve olası etkileri konusunda soru işaretlerini artırdı.

YAĞIŞLAR PLASTİK ATIKLARI DENİZE TAŞIYOR

2014-2018 yılları arasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarlığı görevini yürüten, 23’üncü dönem Hatay Milletvekili Prof. Dr. Mustafa Öztürk, plastik kirliliğinin önemli nedenlerinden birinin yağışlarla birlikte taşınan atıklar olduğunu ifade etti.

Öztürk’ün değerlendirmesine göre, özellikle şiddetli yağışlar sırasında açık alanlarda depolanan plastik atıklar ile yasa dışı döküm sahalarındaki malzemeler çevreye yayılabiliyor. Kontrolsüz biçimde taşınan bu atıklar, akarsu ve drenaj sistemleri üzerinden denize ulaşabiliyor.

Adana bölgesinde etkili olan sağanakların ardından plastik atıkların denize taşınabildiğine dikkat çeken Öztürk, yasa dışı dökülen plastiklerin ve mikroplastiklerin yağışlı havalarda deniz ortamına karıştığını belirtti. Öztürk, bu atıkların Kaş Limanı’na kadar ulaşabildiğini ifade etti.

Kaş Halk Plajı’nda kaydedilen görüntüleri sosyal medya hesabından paylaşan Öztürk, denizdeki plastik ve mikroplastik kirliliğine dikkat çekerek, kirlilik bulunan sularda yüzülmesi konusunda uyarıda bulundu.

MİKROPLASTİKLER SAĞLIK AÇISINDAN RİSK OLUŞTURABİLİR

Plastik atıklar zamanla güneş ışığı, dalgalar ve diğer çevresel etkiler nedeniyle daha küçük parçalara ayrılıyor. Milimetreden daha küçük boyutlara ulaşabilen mikroplastikler, deniz suyuna karışarak çıplak gözle fark edilmesi zor bir kirlilik oluşturabiliyor.

Prof. Dr. Öztürk, bu parçacıkların yüzme sırasında ağız yoluyla vücuda alınabileceğine dikkat çekti. Ayrıca plastiklerle ilişkili bazı mikroorganizmaların taşınma ihtimalinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtti.

Denizde plastik parçacıkların görülmesi tek başına sudaki sağlık riskinin düzeyini ortaya koymasa da kirliliğin kaynağının araştırılması ve su kalitesinin bilimsel yöntemlerle değerlendirilmesi önem taşıyor. Özellikle yoğun atık birikiminin görüldüğü alanlarda yetkili kurumların inceleme yapması ve gerekli önlemleri alması gerekiyor.

GERİ DÖNÜŞÜM TESİSLERİ İÇİN DENETİM ÇAĞRISI

Plastik kirliliğinin önlenmesinde yalnızca deniz yüzeyindeki atıkların toplanmasının yeterli olmayacağını belirten Öztürk, geri dönüşüm tesislerinin çalışma koşullarına ve atık depolama süreçlerine dikkat çekti.

Plastik atıkların açık alanlarda kontrolsüz biçimde depolanması, mikroplastiklerin çevreye yayılması ve atık suların denetimsiz şekilde doğaya bırakılması, kirliliğin büyümesine neden olabilecek unsurlar arasında gösteriliyor.

Öztürk, plastik atık geri dönüşüm tesislerinin Avrupa Birliği normlarına uygun çalışmasının önemini vurgulayarak, gerekli standartlar sağlanmadığı sürece Akdeniz’deki plastik ve mikroplastik kirliliğinin devam edebileceği uyarısında bulundu.

Kirliliğin turizm üzerindeki olası etkilerine de değinen Öztürk, gerekli önlemlerin alınmaması durumunda Akdeniz turizminin ciddi zarar görebileceğini ifade etti.

Antalya gibi deniz turizminin önemli bir ekonomik değer taşıdığı kentlerde kıyıların temizliği, deniz suyunun kalitesi ve doğal yaşamın korunması, turizm sektörünün sürdürülebilirliği açısından da önem taşıyor.

TÜRKİYE’NİN PLASTİK ATIK YÖNETİMİ YENİDEN GÜNDEMDE

Prof. Dr. Öztürk, Türkiye’de yılda yaklaşık 4 milyon ton plastik atık oluştuğunu ve Avrupa ülkelerinden yılda yaklaşık 500 bin ton plastik atık ithal edildiğini belirtti. Yurt içinde ortaya çıkan plastik atıkların önemli bir bölümünün çöp depolama alanlarına gönderildiğini ifade eden Öztürk, atık yönetiminde daha etkili uygulamalara ihtiyaç bulunduğunu dile getirdi.

Öztürk’ün paylaştığı verilere göre, Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye gönderilen plastik atık miktarı 2025 yılında aylık ortalama 42 bin 790 ton olarak kaydedildi. Bu yıl haziran ve temmuz aylarında ise aylık ortalamanın 1145 tona gerilediği belirtildi.

Söz konusu veriler, plastik atık ticareti ve geri dönüşüm süreçlerinin çevresel etkilerini yeniden gündeme getirirken, atıkların nerede ve hangi koşullarda işlendiği konusunun da önemini ortaya koyuyor.

Uzmanlara göre plastik atıkların çevreye yayılmasını önlemek için atıkların kaynağında ayrıştırılması, güvenli alanlarda depolanması, geri dönüşüm tesislerinin düzenli denetlenmesi ve yasa dışı dökümlerin önüne geçilmesi gerekiyor. Aksi durumda plastik kirliliği yalnızca kıyılarda değil, deniz tabanında ve besin zincirinde de uzun vadeli sorunlara yol açabiliyor.

KONYAALTI VE ÇIRALI KIYILARI İÇİN DE UYARILAR YAPILMIŞTI

Prof. Dr. Mustafa Öztürk, daha önce Antalya’nın Konyaaltı Plajı’ndaki mikroplastik kirliliğine ilişkin açıklamalarda da bulunmuştu. Ağustos ayında yaptığı değerlendirmelerde, kıyılardaki kirlilik kaynaklarının belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Öztürk, Konyaaltı ve Çıralı sahillerinde deniz ortamına atık taşıyan kaynakların incelenmesine dikkat çekmişti.

Öztürk, plastik parçacıkların zaman içinde daha küçük boyutlara ayrılarak deniz ortamına yayıldığını belirtti. Balıkların bu parçacıkları besin sanarak yutabildiğini ifade eden Öztürk, plastiklerin deniz canlılarının sindirim sistemlerinde birikerek tıkanıklıklara ve beslenme sorunlarına neden olabileceğini kaydetti.

Kentsel ve endüstriyel atık sular, geri dönüşüm faaliyetlerinden kaynaklanan kirlilik ve denizde terk edilen balıkçılık ekipmanları, denizlerdeki plastik yükünü artırabilen etkenler arasında bulunuyor. Plastik parçacıkların deniz canlıları tarafından yutulması, bu maddelerin besin zincirine taşınması ihtimalini de beraberinde getiriyor.

KİRLİLİĞİN KAYNAĞI TESPİT EDİLMEDEN KALICI ÇÖZÜM MÜMKÜN DEĞİL

Kaş Halk Plajı’nda kaydedilen görüntüler, deniz kirliliğinin yalnızca kıyılarda görülen çöplerden ibaret olmadığını bir kez daha ortaya koydu. Yağışlarla taşınan atıkların denize ulaşması, plastik kirliliğiyle mücadelede karasal kaynakların da dikkate alınması gerektiğini gösteriyor.

Uzun vadeli çözüm için atıkların denize ulaşmadan kontrol altına alınması, kirlilik kaynaklarının bilimsel yöntemlerle tespit edilmesi ve deniz suyunun düzenli olarak izlenmesi önem taşıyor. Geri dönüşüm tesislerinin denetimi, yasa dışı dökümlerin önlenmesi ve atık su yönetiminin güçlendirilmesi de bu mücadelenin temel başlıkları arasında yer alıyor.

Akdeniz’in doğal zenginliğinin korunması, yalnızca çevre açısından değil, bölgenin turizm geleceği ve deniz canlılarının yaşam alanlarının sürdürülebilirliği bakımından da büyük önem taşıyor. Kaş’ta görüntülenen plastik atıklar, denizlerin korunması için kaynağında önlem alınması gerektiğini bir kez daha gündeme getirdi.

Kaynak :
Haber Merkezi

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: