TÜRK SAVUNMA SANAYİİ 25 YILDA ÇAĞ ATLADI

Türk savunma sanayii, son yaklaşık 25 yıllık süreçte ölçek, teknoloji, yerlilik, üretim kapasitesi ve ihracat başta olmak üzere birçok alanda büyük bir dönüşüm geçirdi. 2000'li yılların başında ağırlıklı olarak hazır alım ve lisanslı üretime dayanan sektör, bugün özgün platformlar ve kritik teknolojiler geliştiren, ürünlerini dünyanın farklı ülkelerine ihraç eden güçlü bir yapıya ulaştı.

14 Ağu 2026 - 13:01 YAYINLANMA
TÜRK SAVUNMA SANAYİİ 25 YILDA ÇAĞ ATLADI

Sektörde yaşanan değişim, yalnızca geliştirilen yeni araç ve sistemlerle sınırlı kalmadı. Firma sayısından proje hacmine, Ar-Ge yatırımlarından istihdama ve ihracata kadar savunma sanayiinin bütün temel göstergelerinde dikkat çekici bir büyüme yaşandı.

FİRMA SAYISI 4 BİN 500'Ü AŞTI

2002 yılında Türkiye'de savunma sanayii alanında faaliyet gösteren firma sayısı 56 seviyesindeyken, 2024-2026 döneminde bu sayı 4 bin 500'ün üzerine çıktı.

Aynı dönemde yürütülen proje sayısı da 62'den 1.400'ün üzerine yükseldi.

Sektörün toplam proje hacminde de büyük bir değişim yaşandı. Yaklaşık 5,5 milyar dolar seviyesinde bulunan proje hacmi, bugün 100 milyar doların üzerine çıktı.

Bu rakamlar, savunma sanayiinin yalnızca kamu kurumlarının tedarik yaptığı bir alan olmaktan çıkarak, binlerce şirketin, mühendis ve teknisyenin yer aldığı geniş bir üretim ve teknoloji ekosistemine dönüştüğünü ortaya koyuyor.

İHRACATTA 248 MİLYON DOLARDAN 10 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNE

Türk savunma sanayiindeki dönüşümün en önemli göstergelerinden biri de ihracatta yaşanan artış oldu.

2002 yılında 248 milyon dolar seviyesinde bulunan savunma ve havacılık ihracatı, 2025 yılında 10,05 milyar dolara ulaştı.

2026 yılının ocak-temmuz döneminde ise 5,79 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Temmuz ayı itibarıyla geriye dönük 12 aylık savunma ve havacılık ihracatı da 11,2 milyar dolar seviyesine yükseldi.

Türkiye'nin savunma ürünleri bugün 185 ülkeye ihraç edilirken yaklaşık 230 farklı ürün tipi dünyanın çeşitli bölgelerinde kullanılıyor.

Bu tablo, Türk savunma sanayiinin iç ihtiyaçları karşılamanın ötesine geçerek küresel pazarda rekabet eden bir ihracat sektörüne dönüştüğünü gösteriyor.

AR-GE HARCAMALARI 3,5 MİLYAR DOLARI AŞTI

Savunma sanayiindeki dönüşümün arkasındaki en önemli unsurlardan biri ise teknoloji ve Ar-Ge yatırımları oldu.

2002 yılında yaklaşık 49 milyon dolar olan yıllık Ar-Ge harcamaları, bugün 3,5 milyar doların üzerine çıktı.

Yerlilik oranı da aynı süreçte yaklaşık yüzde 20'den yüzde 80'in üzerine yükseldi.

Sektörde doğrudan istihdam edilen kişi sayısı 100 bini aşarken, çalışanların yaş ortalamasının 34 olması savunma sanayiindeki insan kaynağının genç ve yüksek teknoloji odaklı yapısını ortaya koyuyor.

HAZIR ALIMDAN ÖZGÜN TASARIMA GEÇİŞ

Türk savunma sanayiinin son 25 yıldaki dönüşümünün temelinde tedarik anlayışındaki değişim bulunuyor.

2000'li yılların başında hazır alım, lisans altında üretim ve teknoloji transferi önemli bir yer tutarken zaman içerisinde yurt içinde geliştirme, özgün tasarım ve kritik alt sistemlerin millileştirilmesi öncelik kazandı.

Bunun sonucunda sektörün ürün yelpazesi de genişledi.

Zırhlı araçlardan insansız sistemlere, savaş gemilerinden jet uçaklarına, hava savunma sistemlerinden radarlara, elektronik harp sistemlerinden akıllı mühimmatlara, motorlardan uzay ve ileri elektronik teknolojilerine kadar çok geniş bir savunma ekosistemi ortaya çıktı.

Sektörün cirosu da bu büyümeyi yansıttı. 2002 yılında yaklaşık 1,1 milyar dolar olan savunma ve havacılık cirosu, 2026 yılında 20 milyar doların üzerine çıktı.

İHA'LARDAN İNSANSIZ MUHARİP UÇAKLARA

Türk savunma sanayiinin dünya çapında en fazla dikkat çeken alanlarından biri insansız hava araçları oldu.

Bayraktar TB2, Türkiye'nin İHA teknolojisinde küresel ölçekte tanınmasını sağlayan en önemli platformlardan biri haline geldi. Operasyonel başarıların ardından elde edilen ihracat başarısı, Türk savunma sanayiinin uluslararası pazardaki görünürlüğünü de artırdı.

Bayraktar AKINCI ise daha yüksek faydalı yük, uzun menzil, gelişmiş sensörler ve ağır mühimmat entegrasyonu sayesinde Türkiye'nin insansız hava araçları alanındaki kapasitesini daha ileri bir seviyeye taşıdı.

Bayraktar KIZILELMA, yüksek sürat, düşük görünürlük ve hava-hava ile hava-yer görevlerinin yanı sıra kısa pistli gemilerden operasyon kabiliyetiyle Türkiye'nin insansız muharip jet teknolojisindeki iddiasını ortaya koydu.

ANKA ve AKSUNGUR platformları da uydu haberleşmesi, milli elektro-optik sistemler, mühimmat ve motor entegrasyonlarıyla yüksek irtifa, uzun havada kalış ve keşif-gözetleme alanlarında önemli kabiliyetler kazandırdı.

KAAN VE HÜRJET İLE İNSANLI HAVACILIKTA YENİ DÖNEM

İnsansız sistemlerin yanında insanlı savaş uçağı ve jet eğitim uçağı projeleri de Türkiye'nin havacılık teknolojisindeki hedeflerini büyüttü.

KAAN, düşük görünürlük, gelişmiş aviyonik sistemler, görev bilgisayarı, radar ve sistem entegrasyonunu bir araya getiren Türkiye'nin en iddialı havacılık projelerinden biri olarak öne çıktı.

HÜRJET ise Türkiye'nin jet eğitim uçağı ihtiyacının milli imkanlarla karşılanması ve insanlı askeri uçak geliştirme kabiliyetinin ileri taşınması hedefinde önemli bir aşama oluşturdu.

T129 ATAK ile kazanılan üretim ve sistem entegrasyonu tecrübesinin ardından T625 GÖKBEY ile özgün helikopter tasarım kabiliyeti daha ileri bir noktaya taşındı.

DENİZLERDE MİLGEM'DEN MİLDEN'E

Türk savunma sanayiindeki dönüşüm yalnızca hava araçlarıyla sınırlı kalmadı.

Deniz platformlarında MİLGEM, Türkiye'nin kendi savaş gemilerini tasarlama ve üretme kapasitesinin temel taşlarından biri oldu.

Korvetten fırkateyne uzanan projelerle birlikte savaş yönetim sistemleri, sensörler ve silah entegrasyonunda önemli deneyimler kazanıldı.

Bu birikimin daha ileri aşamalarından biri olan TF-2000 Hava Savunma Muhribi, gelişmiş radar ve silah-sensör entegrasyonu ile uzun menzilli hava savunma kapasitesinin güçlendirilmesini hedefliyor.

MİLDEN Projesi ise Türkiye'nin kendi denizaltısını tasarlama ve inşa etme hedefinin en önemli başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.

TCG ANADOLU ile Bayraktar TB3'ün birlikte kullanılması da büyük amfibi harekat kapasitesinin kısa pistlerden görev yapabilen insansız hava araçlarıyla buluşturulması açısından yeni bir deniz-hava harekat konseptini gündeme getirdi.

HAVA SAVUNMASINDA ÇELİK KUBBE DÖNEMİ

Türkiye'nin hava savunma alanındaki çalışmaları da son yıllarda önemli bir aşamaya ulaştı.

HİSAR ve SİPER sistemleri, farklı irtifa ve menzillerdeki tehditlere karşı sensör, komuta-kontrol ve füze sistemlerinin milli imkanlarla geliştirilmesine katkı sağladı.

ÇELİK KUBBE ise farklı hava savunma unsurlarını ortak bir ağ altında birleştiren bütünleşik bir “sistemler sistemi” yaklaşımını temsil ediyor.

Radarlar, elektro-optik sensörler, elektronik harp unsurları, komuta-kontrol altyapısı ve farklı menzillerdeki hava savunma silahlarının ortak bir mimari içerisinde çalışması hedefleniyor.

Bunun yanında SOM, ATMACA ve KARA ATMACA ile hava, deniz ve kara platformlarında uzun menzilli hassas taarruz kabiliyeti geliştirilirken, TAYFUN da uzun menzilli hassas angajman kapasitesinin önemli göstergelerinden biri olarak öne çıktı.

MOTOR TEKNOLOJİSİ KRİTİK HALKA OLDU

Savunma sanayiinde platform üretimi kadar kritik alt sistemlerin geliştirilmesi de stratejik önem taşıyor.

ALTAY ana muharebe tankı projesi; zırh, aktif koruma, atış kontrol ve güç grubu gibi alanlarda geniş bir sanayi ekosisteminin gelişmesine katkı sağlarken, motor ve güç grubu teknolojilerindeki bağımsızlığın önemini de ortaya koydu.

PD170, TF6000 ve KTJ gibi motor projeleri ise İHA motorlarından turbofan ve seyir füzesi motorlarına kadar geniş bir teknoloji alanını kapsıyor.

Bu çalışmaların temel hedeflerinden biri, savunma platformlarının dışa bağımlılığını azaltarak motor teknolojisinde de milli ve özgün çözümler geliştirmek.

RADAR VE ELEKTRONİK HARPTA YENİ KABİLİYETLER

Modern savaş alanında elektronik sistemlerin önemi giderek artarken, Türkiye bu alanda da kendi teknolojilerini geliştirmeye yöneldi.

KORAL ve milli radar sistemleri; radar tespiti, elektronik karıştırma, erken ihbar ve sensör üstünlüğü gibi alanlarda Türk savunma sanayiinin kabiliyetlerini güçlendiren projeler arasında yer aldı.

Bu teknolojiler, hava, kara ve deniz platformlarının tehditleri daha erken tespit etmesi ve elektronik ortamda üstünlük sağlaması açısından stratejik önem taşıyor.

İHRACATTA YENİ MODEL: ÜRÜNDEN TEKNOLOJİ ORTAKLIĞINA

Türk savunma sanayiinin ihracat modelinde de önemli bir değişim yaşandı.

Sektör artık yalnızca ürün satışına odaklanmıyor. Eğitim, bakım-idame, sistem entegrasyonu, ortak üretim ve teknoloji işbirlikleri de ihracat modelinin önemli parçaları haline geliyor.

Mühendislik, yazılım, elektronik, malzeme, motor, yapay zeka ve ileri teknoloji alanlarındaki uzmanlıklar da Türkiye'nin küresel savunma pazarındaki rekabet gücünü artırıyor.

Bu dönüşüm, savunma sanayiini Türkiye'nin yüksek teknoloji ihracatında giderek daha önemli bir konuma taşıyor.

HEDEF: KRİTİK TEKNOLOJİLERDE TAM BAĞIMSIZLIK

2002 yılında temel hedef, Türkiye'nin savunma ihtiyaçlarının daha büyük bölümünün yurt içinden karşılanmasıydı.

Bugün ise hedef daha geniş bir çerçevede ele alınıyor.

Kritik teknolojilerde bağımsızlığı derinleştirmek, seri üretim kapasitesini artırmak, milli motor ve güç sistemlerini geliştirmek, yüksek katma değerli ürünlerin ihracatını büyütmek ve küresel pazardaki payı kalıcı hale getirmek sektörün önündeki temel hedefler arasında bulunuyor.

Yaklaşık 25 yıllık süreçte ortaya çıkan tablo, Türk savunma sanayiinin yalnızca daha fazla ürün üreten bir sektör haline gelmediğini; aynı zamanda tasarlayan, geliştiren, üreten, ihraç eden ve kritik teknolojilerde kendi çözümlerini oluşturabilen bir ekosisteme dönüştüğünü gösteriyor.

Önümüzdeki dönemde yapay zeka, ileri elektronik, motor teknolojileri, uzay sistemleri, insansız platformlar ve hava savunması gibi alanlarda atılacak adımların, Türkiye'nin savunma sanayiindeki teknolojik dönüşümünün yeni aşamasını oluşturması bekleniyor.

 

Kaynak :
Haber Merkezi

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: