Yeni Dünya Düzeni Dosyaları – IV
Yapay Zekâ ve Yeni Kader: Seçen İnsan mı, Seçilen İnsan mı?
Kadim metinlerde kader, insanın iradesini yok sayan bir yazgı değildir. Aksine kader, seçimle anlam kazanan bir sorumluluk alanıdır. Kur’an bu noktayı net biçimde ortaya koyar:
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.”
(Necm Suresi, 39)
Ve yine:
“Biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun ister inkârcı.”
(İnsan Suresi, 3)
Bu ayetlerin ortak vurgusu açıktır: İnsan, tercih yapabilen bir varlıktır. Kader, bu tercihin ahlâki yükünü taşır. Hesap, insanın iradesi olduğu içindir.
Modern çağda ise kader kavramı sessizce yeniden yazılmaktadır. Ama bu kez vahiy diliyle değil, veri diliyle.
Bugün yapay zekâ sistemleri ne izleyeceğimizi, ne okuyacağımızı, ne satın alacağımızı ve hatta neye inanma eğiliminde olacağımızı hesaplıyor. Bu tercihler zorla dayatılmıyor; “öneriliyor”. İşte tam bu noktada yeni kader anlayışı ortaya çıkıyor:
Seçtiğini sanan ama seçilen insan.
Kur’an’da insanın temel zaaflarından biri kibir olarak tanımlanır:
“İnsan kendini yeterli gördüğü için azgınlaşır.”
(Alak Suresi, 6–7)
Bugün bu kibir bireyden sisteme taşınmıştır. Artık “ben bilirim” diyen insan değil; insan adına konuşan sistemdir. Üstelik bunu iyilik iddiasıyla yapar:
“Senin için en doğru olanı hesapladık.”
Bu cümle masum görünür. Oysa çok derin bir kırılmayı işaret eder. Çünkü ahlâk, vicdan ve sezgi ölçülemediği için denklem dışı bırakılır. Geriye yalnızca optimize edilecek davranışlar kalır.
Kur’an’da kıyamet anlatılarının önemli bir bölümü “ölçünün bozulması” üzerinden yapılır:
“Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın.”
(En’âm Suresi, 152)
“Vay haline ölçü ve tartıda hile yapanların.”
(Mutaffifîn Suresi, 1)
Bu ayetler sadece ticari ahlâkı değil, hayatın ölçüsünü anlatır. Ölçü bozulduğunda adalet kaybolur, adalet kaybolduğunda düzen çürür.
Bugün ölçüyü bozan şey sadece güç değil; hesaplama yetkisinin mutlaklaşmasıdır.
Yapay zekâ “tarafsız” olduğu iddiasıyla sunulur. Oysa Kur’an insanın tarafsız olamayacağını açıkça söyler:
“İnsan çok zalim ve çok cahildir.”
(Ahzâb Suresi, 72)
Bu ifade bir aşağılama değil, bir uyarıdır. İnsan hata yapar, ama bu hatayla yüzleşme imkânına da sahiptir. Sistemler ise hata yapmadığını iddia ettiğinde, hesap da ortadan kalkar.
Kıyamet öncesi anlatılarda insanın en büyük yanılgılarından biri şudur:
“Kurtarılacağını zannetmek.”
Bugün de benzer bir beklenti üretiliyor. İklim krizinden, kaostan ve insan hatasından bizi kurtaracak olan şeyin daha fazla kontrol, daha fazla denetim ve daha gelişmiş algoritmalar olduğu söyleniyor. Oysa Kur’an uyarısını çok net yapar:
“Allah, bir kavim kendinde olanı değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.”
(Ra’d Suresi, 11)
Yani kurtuluş dışarıdan değil, insanın içinden başlar.
Bu yüzden yapay zekâ meselesi bir teknoloji tartışması değildir; bir kader tartışmasıdır. Kim karar veriyor? Hangi ölçüyle? Kimin adına?
Yeni dünya düzeni insana kader vaat ediyor. Ama bu kader, sorumluluk içermeyen bir kaderdir. Günah yoktur, tevbe yoktur, yüzleşme yoktur. Sadece uyum vardır.
Oysa kadim uyarı hâlâ geçerlidir:
“O gün insan yaptıklarını hatırlar.”
(Nâziât Suresi, 35)
Bir sonraki yazıda şu sorunun peşine düşeceğiz:
İnsan anlamı kaybettiğinde, düzen neyi korur?
Çünkü belki de asıl kıyamet, dünyanın değil; insanın iç dünyasının çöküşüdür.
- yapay zekâ
- yeni dünya düzeni
- kader tartışması
- irade ve sorumluluk
- veri çağı
- algoritmik kontrol
- dijital kader
- insan iradesi
- ahlâk ve teknoloji
- vicdan ve yapay zekâ
- kıyamet metaforu
- ölçünün bozulması
- modern çağ eleştirisi
- teknoloji ve insan
- seçilen insan
- veri dili
- hesap ve sorumluluk
- dijital çağ
- insanın iç dünyası