Yeni Dünya Düzeni Dosyaları – V

Anlam Çökerse Düzen Neyi Korur?

12 Şub 2026 - 23:24 YAYINLANMA

Tarih bize şunu açıkça gösterir:
Düzenler, insanlar anlamlarını kaybettiğinde sertleşir.

Çünkü anlam kaybolduğunda geriye yalnızca kontrol kalır.

Kadim metinlerde insanın en büyük felaketi yıkım değildir; şaşkınlıktır. Kur’an’da bu hâl “kalplerin körleşmesi” olarak tarif edilir:

“Gözler kör olmaz, asıl göğüslerdeki kalpler kör olur.”
(Hac Suresi, 46)

Bu ayet, fiziksel bir körlüğü değil, anlam körlüğünü anlatır. İnsan bakar ama göremez, duyar ama idrak edemez. İşte yeni dünya düzeninin asıl zemin kazandığı yer burasıdır.

Modern çağ, insanı bilgiyle donattı ama hikmetten yoksun bıraktı. Heidegger’in yıllar önce sorduğu soru bugün daha da yakıcıdır:
“Teknoloji bir araç mı, yoksa dünyayı algılama biçimi mi?”

Bugün teknoloji sadece kullandığımız bir şey değil; nasıl düşüneceğimizi belirleyen bir çerçeve. İnsan artık “neden” diye sormuyor, “nasıl daha verimli” diye soruyor. Bu küçük gibi görünen fark, büyük bir zihinsel kırılmadır.

Kur’an bu zihinsel kaymayı asırlar öncesinden uyarır:

“Onlar dünya hayatının sadece görünen yüzünü bilirler, ahiretten ise gafildirler.”
(Rum Suresi, 7)

Bu ayet modern insanı tarif eder gibidir. Görünen yüz: grafikler, veriler, performans tabloları…
Görünmeyen ise tamamen ihmal edilir: niyet, vicdan, ahlâk.

Hannah Arendt, modern kötülüğü “şeytani” değil, banal olarak tanımlar. Yani kötülük artık canavarca değil; sıradan, prosedürel ve itaatkârdır. Kimse “kötüyüm” demez. Sadece “işimi yapıyorum” der.

Yeni dünya düzeni tam da bu dili konuşur.

Kur’an’da Firavun figürü bu yüzden önemlidir. Firavun yalnızca zalim olduğu için değil, düzen kurduğu için eleştirilir:

“Firavun yeryüzünde büyüklendi ve halkını gruplara ayırdı.”
(Kasas Suresi, 4)

Böl, sınıflandır, yönet.
Bugün bu yöntem ordularla değil; algoritmalarla uygulanıyor.

İnsanlar artık kırbaçla değil, “kendi iyilikleri” adına yönlendiriliyor. Michel Foucault’nun dediği gibi: Modern iktidar öldürmez, yaşatır ama biçimlendirir.

Ve anlamını kaybeden insan, bu biçimlendirmeye direnmez.

Kur’an bu noktada çok çarpıcı bir ilke koyar:

“Eğer hak, onların heveslerine uysaydı; gökler, yer ve içindekiler bozulurdu.”
(Mü’minun Suresi, 71)

Hakikat heveslere teslim olduğunda düzen bozulur. Bugün hakikat, konfora ve güvenlik arzusuna teslim edilmiştir. İnsan, özgürlüğünü kaybettiğini fark etmez; çünkü karşılığında rahatlık alır.

Ama anlam olmadan rahatlık, uyuşturucudur.

Yeni dünya düzeni insanı yok etmiyor. Daha tehlikeli bir şey yapıyor:
Onu içini boşaltarak yaşatıyor.

Bir sonraki yazıda şu soruyu daha da derinleştireceğiz:
İtaat eden ama inanmayan bir insan tipi nasıl üretildi?
Ve belki de en rahatsız edici soru şudur:
Bu düzen, Tanrı’yı mı dışladı, yoksa insan Tanrı’yı mı gereksiz buldu?

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: