Yeni Dünya Düzeni Dosyaları – X
Bir İnsan Hayatının Değeri Kim Tarafından Belirleniyor?
Bu soru geçmişte çok netti.
Cevabı da belliydi.
İnsan hayatının değeri, yaratılmış olmasından gelirdi. Gücünden değil, faydasından değil, statüsünden hiç değil. İnsan, insan olduğu için değerliydi. Bu ilke tartışılmazdı; üzerinde pazarlık yapılmazdı.
Bugün ise bu ilke sessizce masadan kaldırıldı.
Kimse “insan değersizdir” demiyor.
Ama herkes şunu soruyor:
Ne kadar değerli?
Ve bu küçük fark, insanlık tarihinin en büyük kırılmalarından biridir.
Artık insan hayatı mutlak bir değer değil; değişken bir maliyet olarak hesaplanıyor. Sağlık sistemlerinde, göç politikalarında, yaşlılık planlamalarında, hatta doğum oranı tartışmalarında aynı dil hâkim:
“Sürdürülebilir mi?”
Soru yanlış yerde soruluyor.
Sürdürülebilir olan hayat değil; vicdandır.
Kur’an bu noktada insanın değerini çok net bir zemine oturtur:
“Kim bir canı haksız yere öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir.”
(Mâide Suresi, 32)
Bu ayet yalnızca öldürmeyi değil, değeri düşürmeyi de kapsar. Çünkü bir insanın hayatını önemsizleştirmek, onu gözden çıkarılabilir kılmaktır.
Yeni dünya düzeni tam olarak bunu yapıyor.
Hayatı doğrudan hedef almıyor.
Onun anlamını düşürüyor.
Bugün bir insanın değeri;
– üretkenliğiyle,
– uyumluluğuyla,
– sisteme yük olup olmamasıyla ölçülüyor.
Bu ölçütlerin hiçbirinde merhamet yok.
Hiçbirinde niyet yok.
Hiçbirinde ahiret yok.
Ve ahiretin hesaptan çıkarıldığı bir dünyada, insan hayatı doğal olarak pazarlık konusu olur.
Kur’an’da kıyamet sahnelerinde sıkça tekrar edilen bir soru vardır:
“Onlara: ‘Niçin yaptınız?’ diye sorulduğunda…”
Bu soru çok kritiktir. Çünkü insan, yaptığı şeyden sorumlu tutulacağını bildiği sürece kendini sınırlar. Ama sorumluluk belirsizleştiğinde, sınırlar da silinir.
Bugün kararlar “sistem” tarafından alınıyor.
“Biz değil, algoritma dedi.”
“Veriler böyle söyledi.”
“Bilim bunu önerdi.”
Peki o zaman şu soru kaçınılmaz hâle gelir:
Hesabı kim verecek?
Kur’an bu soruyu çok sert bir şekilde sorar:
“Onları durdurun; çünkü onlar sorgulanacaklar.”
(Sâffât Suresi, 24)
Yeni dünya düzeni bu ayeti sevmez.
Çünkü durmak istemez.
Sorgulanmak istemez.
Hesap vermek istemez.
Bu yüzden insanın yerine mekanizma koyar. Mekanizmalar sorgulanmaz. Mekanizmalar utanmaz. Mekanizmalar tövbe etmez.
Ama insan tam da bunları yapabildiği için insandır.
Bir insan hayatının değeri, karar verilebilen bir şey hâline geldiği anda; artık hiçbir hayat güvende değildir. Bugün “yük” denilen yarın “fazlalık” olur. Bugün “fazlalık” denilen yarın “tasfiye edilebilir” olur.
Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Ama bu kez yöntem farklıdır.
Sessizdir.
Naziktir.
Bilimseldir.
Ve belki de en tehlikelisi budur.
Kur’an insanın bu yanılgısını çok net bir ifadeyle özetler:
“İnsan kendini başıboş bırakılacağını mı sanır?”
(Kıyâme Suresi, 36)
Yeni dünya düzeni insana şunu fısıldar:
“Başıboş değilsin, merak etme. Biz varız.”
Ama bu “biz”, merhamet taşımaz.
Bu “biz”, vicdan taşımaz.
Bu “biz”, insanı korumaz; yönetir.
Asıl soru artık şudur:
Eğer bir insanın hayatının değerini Tanrı değil de sistem belirliyorsa…
Bu dünyada yaşamak mı kurtuluştur, yoksa uyum sağlamak mı?
- yeni dünya düzeni
- teknoloji ve insan
- Anlam Krizi
- Vicdan ve Ahlak
- İnsan Hayatının Değeri
- Sürdürülebilirlik Tartışması
- Modern Dünya Eleştirisi
- Sistem ve İnsan
- Algoritmik Kararlar
- İnsan Onuru
- Hakikat ve Adalet
- Kur’an Perspektifi
- Mâide Suresi 32
- Saffat Suresi 24
- Kıyame Suresi 36
- Değer ve Fayda
- Toplumsal Dönüşüm
- Etik Kriz
- İnsanlık Sorgulaması